Tekrar gidecek misin diye soranlara evet Allah'ın izniyle tabi ki tekrar gideceğim diyorum inşallah. Kabe'de tavaf etmek hayatımda hissettiğim en huzur verici şeylerden biriydi..
Mekke ve Medine yeryüzündeki kutsal toprak olduğu ayetlerle belirtilen yerler. Yani sıradan şehirler değiller. Efendimizin de (sav) buralarla ilgili beyanları var. Sadece Mescid-i Nebevi'de namaz kılmanın bile dünyanın Mescid-i Haram hariç diğer bütün bölgelerinde kılınan namazdan bin kat daha hayırlı olduğu söylemiş Efendimiz (sav)...
Duaların kabul olması... Aff dilememiz... Kuba mescidi için "duaların kabul olduğu yerdir" şeklinde buyurmuş Peygamberimiz (sav).. Ben istiyorum ama dünyaya dair bi şey istemeyenlerimizin dahi affedilmek ve imanla diğer yurdumuza gitme isteği vardır.. Hiç bir şey istemesek sadece bu huzurda bu kutsal topraklarda günahlarımızdan tövbe ederek arınmayı isteriz hepimiz. Müminler için meleklerin koruduğu bu nurlu topraklar adeta bir rehabilitasyon merkezi.
Efendimiz (sav) bana selam verildiğinde bana ruhum geri verilir ve ben o selamı alırım buyuruyor. Burada her an her saniye O'na salat ve selam getirildiğini düşündüğümüzde demek ki her an yanımızda oluyor.. İnsan gerçekten burada mıyım ben diye inanamıyor...
Mekke'de ise Kabenin olması apayrı bir boyut. Tarih boyunca Hz. Nuh, Hz. İbrahim ve Efendimiz (sav) tarafından da olmak üzere toplam 9 kere yenilenmiş burası. Allah-ü Teala kullarının ibadet edeceği bir yer yapılmasını istediğinde yapılmış. Allah'ın evi diye çevrilse de aslında bu sembolik bir anlam... Manevi anlamının haricinde o kadar estetik ve güzel bir yapı ki müslüman olmasa dahi Kabe'ye bakanların etkileneceğini düşünüyorum. Bizler içinse hiç bir şey yapmadan dahi oturup Kabe'ye bakmak bile makbul bir ibadet hükmünde.
Tavaf yapmak o kadar faziletli ki teravih sırasında bile teravihe katılmayıp tavafı tercih edenler var çok sayıda...
Kabenin örtüsünün nakışı bile özenle dokunuyor altınla işleniyor ve Kabeye yüz sürmek herkese nasip olmuyor. Kabe örtüsü tabiki insan yapımıdır, dokumadır, ama örtüldüğü andan sonra manaya bürünüp sevgili Kabemizin örtüsü oluyor. Hacerül Esved'e yuva oluyor.
Mekke'de ise Kabenin olması apayrı bir boyut. Tarih boyunca Hz. Nuh, Hz. İbrahim ve Efendimiz (sav) tarafından da olmak üzere toplam 9 kere yenilenmiş burası. Allah-ü Teala kullarının ibadet edeceği bir yer yapılmasını istediğinde yapılmış. Allah'ın evi diye çevrilse de aslında bu sembolik bir anlam... Manevi anlamının haricinde o kadar estetik ve güzel bir yapı ki müslüman olmasa dahi Kabe'ye bakanların etkileneceğini düşünüyorum. Bizler içinse hiç bir şey yapmadan dahi oturup Kabe'ye bakmak bile makbul bir ibadet hükmünde.
Tavaf yapmak o kadar faziletli ki teravih sırasında bile teravihe katılmayıp tavafı tercih edenler var çok sayıda...
Kabenin örtüsünün nakışı bile özenle dokunuyor altınla işleniyor ve Kabeye yüz sürmek herkese nasip olmuyor. Kabe örtüsü tabiki insan yapımıdır, dokumadır, ama örtüldüğü andan sonra manaya bürünüp sevgili Kabemizin örtüsü oluyor. Hacerül Esved'e yuva oluyor.
Bu topraklarda çok sırlı olaylar meydana geliyor. Buraya gelen umreciler, hacılar normal hayatta yaşayamayacakları olayları yaşıyorlar. Varlığın metafizik boyutu bir mekan olsaydı burası olurdu. Çünkü buralarda sebepler sükut ediyor.
Her giden aynı bilinçle mi gidiyor?
Her ibadet eden aynı şuurda mı?
Hayır...
Ben ne kadar bilincindeydim? Yazdıklarımın ne kadarını hissedebiliyorum?
Mescidde namaz kılarken "Allahım şimdi bu kıldığım namaz diğer namazlarıma göre bin kat daha faziletli" diye düşündükçe aklım almıyordu...
Geri dönüp baktığımda umremizi tamamlayıp eve dönerken hepimizin içinde karmaşık duygular vardı. Kabe'nin çekim enerjisi çok yüksek olduğu için o alanda insana aşırı bir huzur ve sakinlik yükleniyor. Tavaf yapmaktan insan bıkmıyor. Hatta sanki oturduğu yerde yoruluyor da tavaf alanına girdiğinde dinleniyor.. Hatta grubumuzdaki bir ablanın ifadesiyle tavaf yapmak; sanki denize, dalgalara girip serinlemekle, tavaftan sonra Hacer-ül Esved'i seyrederek dinlenmek ise denizden çıkıp dinlenmeye benziyor. Ve tavaf edenlerden gelen dua sesleri dalgaların sesi gibi...
Eve dönmek ayrı bir sevinç kaynağıydı, evimizi de özlemiştik. Ben uzun yıllardır evden bu kadar kesintisiz uzun bir süre uzak kalmamıştım, o yüzden döndüğümde her yer, sokaklar, yollar, caddeler gözüme çok farklı gözüktü. Kendi evim de aynı şekilde odalar daha büyük daha geniş daha ferah gözüktü. Bu ev bizim mi dedim hatta o kadar değişik geldi;)
Bir de Mekke'ye geçince fark ettim ki Medine'de şeytan benle çok uğraşmış.. Aklıma sürekli dünya meselelerini sokuyordu, namazda veya otururken işten güçten oradan buradan şeylerle sürekli mücadele ediyordum. Daha gitmeden "Allah'ım bu sefer hakkını veremedim inşallah bir daha sefere geldiğimde daha feyizli geçirmemi nasip et" diye dua etmeye başladım Medine'de. Mekke'ye geçince ise üzerime bir huzur ve neşe geldi. Rahatladığımı söyleyebilirim resmen.
Orada yaşanılan bazı aksaklıklar tabi ki oluyor, kah otelde, kah farklı milletlerden insanlarla yaşanılan tecrübelerde, kah yemeklerde... Ama mutlaka hepimizin içinde o mübarek topraklara yüz sürmenin verdiği bir sevinç ve sürur vardı.
Ali Şeriati hacdan dönenlere ne getirdiniz diye sorduktan sonra "Keşke oralardan seccade, tesbih, takke getireceğinize Hz. Ebubekir'in sıdkını, Hz. Osman'ın ahlakını getirseydiniz" demiş. Benim duam da inşallah oraların içimize verdiği itminan duygusunu uzun süre devam ettirmek, dünya için kendimizi gereğinden çok üzmemek ve ibadetlerimizi daha feyizli daha coşkulu yapmak...
Rabbim hiç gitmek istemeyenlere gitme isteği versin, gitmeyi isteyenlere oralara ulaşmayı nasip etsin, ulaşanlara hakkıyla ibadet yapabilmeyi lütfetsin, ve orada yapılan ibadetlerimizi kabul buyursun inşallah...
Bir de Mekke'ye geçince fark ettim ki Medine'de şeytan benle çok uğraşmış.. Aklıma sürekli dünya meselelerini sokuyordu, namazda veya otururken işten güçten oradan buradan şeylerle sürekli mücadele ediyordum. Daha gitmeden "Allah'ım bu sefer hakkını veremedim inşallah bir daha sefere geldiğimde daha feyizli geçirmemi nasip et" diye dua etmeye başladım Medine'de. Mekke'ye geçince ise üzerime bir huzur ve neşe geldi. Rahatladığımı söyleyebilirim resmen.
Orada yaşanılan bazı aksaklıklar tabi ki oluyor, kah otelde, kah farklı milletlerden insanlarla yaşanılan tecrübelerde, kah yemeklerde... Ama mutlaka hepimizin içinde o mübarek topraklara yüz sürmenin verdiği bir sevinç ve sürur vardı.
Ali Şeriati hacdan dönenlere ne getirdiniz diye sorduktan sonra "Keşke oralardan seccade, tesbih, takke getireceğinize Hz. Ebubekir'in sıdkını, Hz. Osman'ın ahlakını getirseydiniz" demiş. Benim duam da inşallah oraların içimize verdiği itminan duygusunu uzun süre devam ettirmek, dünya için kendimizi gereğinden çok üzmemek ve ibadetlerimizi daha feyizli daha coşkulu yapmak...
Rabbim hiç gitmek istemeyenlere gitme isteği versin, gitmeyi isteyenlere oralara ulaşmayı nasip etsin, ulaşanlara hakkıyla ibadet yapabilmeyi lütfetsin, ve orada yapılan ibadetlerimizi kabul buyursun inşallah...